Mevlid Kandili duası ve sms mesajları medya73.com'da

Mevlid Kandili duası ve sms mesajları medya73.com'da

Mevlid Kandili nedir, müslümanlar için neden önemlidr? İşte Peygamber Efendimizin Doğduğu Gece olan Mevlid Kandili Mesajları, Duası ve Mevlid Kandili hakkında bilgi...

Mevlid Kandili duası ve sms mesajları medya73.com'da

2015 yılının ilk kandili olan Mevlid Kandili'ni  22 Aralık 2015 Salı günü idrak edeceğiz. Mübarek Mevlid Kandili nedir?. Mevlid Kandili Peygamber efendimizin doğum günü, bütün Müslümanların bayramıdır. Mevlid Kandilinin anlamı nedir. Mevlid Kandili Nasıl değerlendirilmeli. Siz değerli okuyucularımız için En Güzel Mevlid Kandili Mesajları, Mevlid Kandili Duası, Nihat Hatipoğlu Mevlid Kandili Duası, Mevlid Kandili hakkında bilgi ile Mevlid Kandili nasıl ihya edilmeli? İşte tüm bu soruların cevabı ve daha fazlasını aşağıdaki aktif linklerde toparladık.

En Güzel Mevlid Kandili Mesajları Sayfası İçin Tıklayın!

Mevlid Kandili Duası Nihat Hatipoğlu Yazılı ve Video İçin Tıklayın!

Mevlid Kandili Hakkında Detaylı Bilgi İçin Tıklayın!


Mevlid Kandili İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) 571 yılında Kameri aylardan Rebiü"l-evvel ayının 12.gecesi doğmuştur. Milâdî takvime göre ise bu, 571 yılı Nisan ayının yirmisine rastlamaktadır. Bu mübarek geceye “Mevlid Kandili” denir. İşte Mevlid Kandili Mesajları, Mevlid Kandili Duası ve Mevlid Kandili hakkında tüm detaylar...

Bu geceyi nasıl ihya etmeliyiz?

Bütün insanlık âlemine bir hidayet tarihi açan ve âlemlere halis ilâhî rahmet olan böyle yüksek şanlı bir Peygamber"in ümmeti olmakla şereflenmiş bulunan biz müminlere ne mutlu! Bu geceyi vesile bilerek, O"na ümmet olmanın şuuruna erebilmek, Bu gecenin manevî zenginliğinden istifâde etmek için en azından bir Tesbih Namazıkılalım, bir de Hatm-i Enbiyâyapalım. O"na ümmet olan müminlere gevşeklik yakışmaz. Unutmayalım… Alemlere rahmet olarak gönderilen muazzez Peygamberimizin, doğumunu anarken, yalnızmevlid okumak, ilâhîler söylemek ve kandil simidi dağıtmak yeterli değildir, sadece bu geceyi yaşamak yeterli değildir. Yüce Allah"ın sevgisine, hoşnutluğuna ve bağışlamasına ermenin yegâne yolu, Peygamberimizin yolundan gitmektir…
 
“De ki: Allah"ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günâhlarınızı bağışlasın…” (Âl-i İmrân, 31)

Mevlid Kandili (Kutlu Doğum)

Mevlid Kandili Nedir Anlamı bilgi ; İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) 571 yılında Kameri aylardan Rebiü'l-evvel ayının 12. gecesi doğmuştur. Bu mübarek geceye "Mevlid Kandili" denir.

O'nun doğduğu çağda dünyanın her tarafında cehalet, zulüm ve ahlâksızlık almış yürümüş, Allah inancı unutulmuş, insanlık korkunç ve karanlık bir duruma düşmüş, dünya yaşanmaz hale gelmişti.

Sevgili Peygamberimizin tebliğ ettiği İslâm dini ile dünya aydınlandı, tek Allah inancı ile kalpler nurlandı. Eşitlik, adalet ve kardeşlik geldi. O'na inanan toplumlar gerçek huzura kavuştu. O'nun doğduğu gece, insanlığın kurtuluşu için çok hayırlı ve mübarek bir başlangıçtır.

Bu gece, müslümanlar arasında yüzyılllardan beri büyük bir coşku ile kutlanmakta, Sevgili Peygamberimiz derin bir saygı ile anılmaktadır. Büyük Türk Alimi Süleyman Çelebi tarafından yazılan ve asıl adı "Vesiletün'necat" olan mevlid kitabı O'nun doğumunu, üstünlüğünü ve mucizelerini en güzel bir şekilde dile getiren değerli bir eserdir.

Peygamberimizin doğum yıldönümlerinde okunan mevlidleri saygı ile dinlemek, O'nun mübarek ruhuna salât ve selâm okumak hiç şüphesiz büyük milletimizin Sevgili Peygamberimize olan engin sevgi ve bağlılığının bir ifadesidir.

Bununla beraber, O'nun ahlâk ve fazilet dolu hayatını öğrenmek ve kendimize örnek almak başta gelen görevlerimizdendir. Asıl o zaman O'nun sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmış oluruz.
 
Yeryüzünü mânevî bir karanlık kaplamıştı.

Mevcudat, beşerin zulüm ve vahşetinden adeta mâteme bürünmüştü. Göz­yaşı döken gözler değil, ruh ve kalpler idi. Kalp ve ruhların keder, elem ve gözyaşına âlem de iştirak etmiş, sanki umumî yas ilan edilmişti!

Yeryüzü saadetin, sevincin ve huzurun kaynağı olan “tev­hid” inancından mahrumdu. Küfür ve şirk fırtınası, ruh­ları ve kalpleri kasıp kavurmuştu. Gö­nüllerde tek mâbud yerine, birçok bâtıl ilâh yer almıştı! Hakikî sahibini arayan ruhların feryadı ortalığı çınlatıyordu.

İnsanlar, birbirini yiyen canavarlar misâli vahşîleşmiş, küfür, şirk, cehalet ve zulüm bataklığında boğulmaya yüz tutmuşlardı. Zâlimin zulüm kamçısı al­tında mazlum inim inim inler hale gelmişti.

Âlem mahzun, varlıklar mahzun, gönüller mahzun ve simalar mahzundu.

Akıl, ruh ve kalpleri mânevî kıskacı altına alıp olanca kuv­vetiyle sıkan bu küfür ve şirke, bu dalâlet ve cehalete, bu hüzün ve sıkıntıya beşerin daha fazla katlanmasına Allah"ın sonsuz merhameti elbette müsaade edemezdi! Bütün bunlara son verecek bir zâtı, şefkat ve merhametinin bir eseri olarak elbette gönderecekti!

İşte, o zât geliyordu!

Dünyanın mânevî şeklini beraberinde getirdiği nurla değiştirecek eşsiz in­san, Allah"ın Son Peygamberi geliyordu!

Cin ve inse ebedî saadetin yolunu gösterecek Hz. Muhammed (a.s.m.) geli­yordu!

O An…
 
Kâinat, hürmet ve haşyet içinde Efendisini beklemekte idi. Her varlık, ken­disine mahsus diliyle, hal ve hareketiyle bu emsâlsiz insana “hoş-âmedî”de bu­lunmak üzere sevinç içinde hazır durumda idi.

Tarih: Milâdî 571, Nisan ayının yirmisi.
 
Fil Vak"asından elli veya elli beş gece sonra.
 
Kamerî aylardan Rebiülevvel ayının on ikinci gecesi.
 
Mekke"de mütevazı bir ev. Günlerden Pazartesi. Vakit, vakitlerin sultanı seher vakti.
 
Bu mütevazı evde ve bu eşsiz vakitte muazzam ve eşsiz bir hadise vuku buldu: Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed (a.s.m.), dünyaya gözlerini açtı!
 
Bu göz açışla birlikte âlem, sanki birden elem ve mâtemini unutarak sürura garkoldu. Karanlıklar, ânında nurla yırtılıverdi. Kâinat, sevinç ve heyecan için­de adeta, “Doğdu ol saatte Sultan-ı Din Nura garkoldu semâvât-ü zemin” di­ye haykırdı.

O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.

İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen "Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?" sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insanların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı.

Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli ettiği o gece neler oldu neler?

Yahudi ileri gelenleri ve âlimleri kitaplarında daha önce rastladıkları işaret ve müjdelerin açığa çıktığını gördüler. Kimsenin haberi olmadan en önce onlar bu müjdeyi verdiler.

O gece Yahudi âlimleri semâya bakıp "Bu yıldızın doğduğu gece Ahmed doğmuştur" dediler.(1)

Bîr Yahudi İleri geleni Mekke'de Peygamberimizin doğduğu gece, içlerinde Hişam ve Velid bin Muğire, Utbe bin Rabia gibi Kureyş ileri gelenlerinin bulunduğu bir toplantıda,
 
- "Bu gece sizlerden birinin çocuğu oldu mu?" diye sordu.
 
- "Bilmiyoruz" diye cevap verdiler.
 
Yahudi, "Vallahi sizin bu ihmalinizden iğreniyorum!
 
"Bakın, ey Kureyş topluluğu, size ne söylüyorum, iyi dinleyin. Bu gece, bu ümmetin en son peygamberi Ahmed doğdu. Eğer yanlışım varsa, Filistin'in kudsiyetini inkâr etmiş olayım. Evet, onun iki küreği arasında kırmızımtırak, üzerinde tüyler bulunan bir ben var" dedi.

Toplantıda bulunanlar Yahudinin sözünden hayrete düştüler ve dağıldılar. Her birisi evlerine döndüğünde bu durumu ev halkına anlattılar. "Bu gece Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah'ın bir oğlu doğdu. Adını Muhammed koydular." haberini aldılar.

Ertesi gün Yahudiye vardılar:
 
"Bahsettiğin çocuğun bizim aramızda dünyaya geldiğini duydun mu?" dediler.
 
Yahudi "Onun doğumu benim size haber verdiğimden önce midir, sonra mıdır?" dedi.
 
Onlar, "Öncedir ve ismi Ahmed'dir" dediler. Yahudi, "Beni ona götürün" dedi.
 
Yahudi ile beraber kalkıp Hz. Âmine'nin evine gittiler, içeri girdiler.
 
Pegamberimizi Yahudinin yanına çıkardılar. Yahudi Peygamberimizin sırtındaki beni görünce, üzerine baygınlık geldi, fenalaştı. Kendine gelip ayıldığı sırada,

"Ne oldu sana, yazıklar olsun" dediler.

Yahudi, "Artık İsrailoğullarndan peygamberlik gitti. Ellerinden kitap da gitti. Artık Yahudi âlimlerinin kıymet ve itibarları da kalmadı. Araplar peygamberleriyle kurtuluşa ereceklerdir.

"Ey Kureyş topluluğu, ferahladınız mı? Vallahi size, doğudan batıya kadar ulaşacak bir güç, kuvvet ve bir üstünlük verilecektir" dedi.(2)

Kâinatın Efendisini dünyaya getiren bahtiyar annenin henüz dünyaya gelmeden görüp gördükleri çok manalıydı..

Peygamber Efendimize hamileyken rüyasında, "Sen, insanların en hayırlısına ve bu ümmetin efendisine hamile oldun. Onu dünyaya getirdiğin zaman 'Her hasetçinin şerrinden koruması için bir ve tek olana sığınırım' de, sonra ona Ahmed yahut Muhammed ismini ver."

Yine kendisinden çıkan bir nurun aydınlığında bütün doğuyu ve batiyi, Şam ve Busra saray ve çarşılarını, hattâ Busra'daki develerin uzanan boyunlarını gördüğünü Abdülmüttalib'e anlatmıştı.

Aynı gece Hz. Âmine'nin yanında bulunan Osman ibn Âs'ın annesinin gördükleri de şöyle:

"O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize dökülecekmiş gibi sarktıklarını gördük."

Evet bu ulvî anı dile getiren Mevlid'in yazarı Süleyman Çelebi bütün bu hakikatleri şu beytiyle şiirleştirmiştir:

"Hem Muhammed gelmesi oldu yakin
 
Çok alâmetler belürdi gelmedin"

Rabiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi, yapılan hesaplamalara göre, Miladi takvime göre 20 Nisan'a denk gelen gece idi.

Dünyayı şereflendiren iki Cihan Serverinin üzerini o günün bir âdeti olarak bir çanakla kapattılar.

Araplara göre o zaman, gece doğan çocuğun üzerine bir çanak koymak ve gündüz olmadan ona bakmamak âdetti. Fakat bir de baktılar ki. Peygamber Efendimizin üzerine konulan çanak yarılarak ikiye ayrılmış, Efendimiz gözlerini gökyüzüne dikmiş, başparmağını emiyordu.

Evet, bu işaret her türlü küfrün, zulmün, şirkin ve her türlü bâtıl inanç ve âdetlerin parçalanıp yok olması, imanın, nurun ve hidâyetin kâinatı aydınlatması için gönderilmiş bir Peygamber idi.

Aynı gece Kabe'de tapılmakta olan cansız putların çoğunun başaşağı devrildiği görüldü.

Aynı gece Kisra sarayının beşik gibi sallanıp on dört balkonunun parçalanıp yerlere düştüğü öğrenildi.

Sava'da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü.

Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen mecusi ateşinin sönüverdiği müşahede edildi.

Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yeni dünyaya gelen zat ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak Allah'ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır.

İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle, ruhumuzla her sene yeniden yâd edip kutluyoruz. Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz.
 
Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir saadettir.

Yüce Rabbim bizleri sevgili Resulünün şefaatine nail eylesin.

Kaynaklar:
 
(1)İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:60.
 
(2)A.g.e, 1:162-163.
 
(3)Taberî Tarihi, 2:125; İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:102.
 
(4)A.g.e., 1:102.
 
(5)İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:102

(6)Bediüzzaman, Mektûbat,s:161,162.

Medya73 -   [849267]

Okuyucu Yorumları

Toplam 1 yorum yapıldı
  • Yorum yazmak için tıklayın
  • muhsin iyi - 10 Ocak 2014 Cuma

    Mevlit Kandili, Mevlid Kandili, Niçin Nasıl, KutlanmalıPeygamberimizin (s.a.s) kutlu doğumu 12 Rebiulevvel (20 Nisan) 571 tarihinde, pazartesi gününde gerçekleşmiş olup bu yıl miladi takvimle 12 0cak 2014 tarihi pazar gününe denk gelmektedir. Mevlid kandili peygamberimizden (s.a.s) asırlar sonra ortaya çıkmıştır. Bid"at-ı hasenedir. Yani güzel bir gelenektir. Dolayısıyla bu gecenin kutsallığı ayet ve hadislere doğrudan dayanmamaktadır. Mevlid kandili ümmetinin Hz. Peygamberine (s.a.s) olan hüsn-i niyetinden ortaya çıkmış ve güç almıştır. Devam etmektedir. Yüce Allah (c.c.) Kuran-ı Kerim"de peygamberimizin (s.a.s) ömrüne yemin etmektedir: "Ömrüne and olsun ki, onlar sarhoşlukları içerisinde bocalayıp duruyorlardı (Hicr suresi, 72)." Demek ki bu ömür kutsal bir temele dayanıyor. Onun dünyaya gelişi öyle sıradan bir hayatı yaşamak için değildir. Yüce Allah (c.c.) peygamberimizin (s.a.s) ömrüne yemin etmek suretiyle dikkatimizi onun hayatına çekmiş ve ona çok önem vermemiz gerektiğine işaret etmiştir. Kim peygamberimizi (s.a.s) yakından tanırsa ona bu dünya hayatından, ömründen büyük hikmetler verilir, yüce Allah"ın bu azim yemini ile ömür, hayat gibi konularda büyük hakikatlere ve marifetlere ulaşır. Çünkü peygamberimizin ömrü, hayatı Allah"ın üzerine yemin ettiği bir kutsallığa sahip olduğu için kişiye hidayet ve irşat vesilesi olduğu gibi büyük ve derin bir hikmet membası da olur. Bu dünyada ömrümüzü, hayatımızı nasıl yaşadığımızla imtihan edilmekteyiz. İnsanların çoğu ömrün ve hayatın anlamını bilmeden ölmektedirler ve bu imtihanı kaybetmektedirler. "Yüce Allah (c.c.) beni niçin yarattı, nasıl bir ömür ve hayat yaşamalıyım?" sorusu çok kişiye nasip olmamaktadır. Bunda en temel neden, bu tür insanların peygamberimizin (s.a.s) hidayet, irşat ve şifa vesilesi olan hayatlarından habersiz oluşlarıdır. Peygamberimizin devrinde yaşayanlar, peygamberimizin ömür, hayat kitabını daha yakından okudular. Onun peygamberliğinden önce de faziletli bir hayata ve karaktere sahip olduklarını biliyorlardı. Kavmi ondaki üstün vasıfları gördüğü için ona emin (güvenilir) lakabını uygun görmüşlerdi. Peygamberimiz (s.a.s), hiçbir günaha bulaşmamış, örnek bir hayatı yaşamıştı. Gül gibi temiz ve hoş kokulu bir yaşamdı bu. Peygamber olunca onun bu İslamiyet"ten önceki yaşamı da peygamberliğine bir çeşit delil vazifesi görmüştür. Öyle ya atalarımızın da dediği gibi "Bir insan yedisinde neyse yetmişinde de odur." Peygamberimizin (s.a.s) devrinde yaşamayan, ondan sonra gelen ümmetinin fertleri sahabe gibi şanslı değillerdi. Çünkü onun ömrünün birkaç sahnesine de olsa gözleriyle tanık olamamışlardı. Ama bunlar sahabelerden bir noktada üstün bir imkâna sahiptiler. Zira peygamberimizin ömrü başlangıçtan son demine kadar kutsal bir kitapsa sahabelerin çoğu bu kitabı sonuna kadar okuyamadılar. Ömürleri buna yetmedi. Bizler şanlı peygamberimizin (s.a.s) ömür kitabını başından sonuna kadar okuyacak bir imkâna sahibiz. Bu da onun devrinde yaşamamış olmamıza bir teselli olabilir sanırım. Peygamberimizin hayatını samimi bir duyguyla tanıyan bir insan hemen onun hayatından etkilenir ve kendi hayatını sorgulamaya başlar. Onun hayatındaki davaya kendisi de sahip olmak ister. Peygamberimize karşı içerisinde derin bir aşk ve şevk duyar. Peygamberimiz onun için tarihi bir şahsiyet olmaktan çıkar. Aile bireylerinin ötesinde bir yakınlığa ve samimiyete ulaşır.Peygamberimizin ömrü adeta Kuran-Kerim"in sayfalarına dökülen gül yaprakları gibidir. Çünkü ayet ve surelerin iniş sebebi genellikle onun hayatındaki bir mesele, durum, olay üzerinedir. Peygamberimizin hayatını inceden inceye bilmeden Kuran-ı Kerim"i anlamak mümkün değildir. Peygamberimiz (s.a.s), peygamberliğinden önce Nur dağındaki Hıra mağarasına gider, orada tefekküre dalardı. Onun bu uzleti tasavvuf ehline büyük bir ders olarak yeter.Peygamberimizin (s.a.s) müşrikler arasında yaşadığı on üç yıllık Mekke dönemi bugünkü insanlara, özellikle Müslümanlara büyük dersler ihtiva eder. Çünkü tıpkı Mekke döneminde olduğu gibi bu gün de Müslümanlar pek çok ülkede ezilmekte, dinlerini yaşamalarına müsaade edilmemektedir. Hicret, her Müslüman"ın hayatında bir şekilde vuku bulmaktadır. Hicret için illa vatan, memleket terk edilmez. Yeni ve İslami bir çevreye, yeni Müslüman dostlar arasına girme, kavuşma da birer hicrettir. Bunlar için İslam"a uygun olmayan yerlerden ve kişilerden uzak olmak adına bu gerçekleşmelidir. Ya da Allah"ın dinini başka yerlerde yaşamak, yaşatmak niyetiyle bir yerlere göçmek, yeni yerlerle ve kişilerle tanışmak gerekmektedir. Onun için peygamberimizin hicretini, bunun ne olduğunu iyi anlamak gerekir. Müslümanlar bu anlamda daima akarsu gibi olmalıdır. Ümitsizlik, teslimiyet bir Müslüman"a yakışmaz. İdealizm ve aksiyon imanın vasıfları arasındadır. Peygamberimizin (s.a.s) Medine dönemi de manidardır. Müslümanların iktidarını ve bir devlet çatısı altında toplanmasını temsil eder. Bu dönemde Müslümanlar cihatla imtihan edilmiştir. İçlerinde dünya hayatını tercih eden münafıklar ortaya çıkmıştır. Mevlid kandilleri peygamberimizin (s.a.s) hayatı ile ilgili sohbetlerle süslenmelidir. Mümkünse bu amaçla toplanmış bir yerlere gitmelidir. Değilse en azından televizyondan, videodan iyi bir hoca efendinin bu konudaki sohbeti dinlenmelidir. Mevlid kandilinde yapılacak en büyük ibadet ne olabilir? Bunu geçen sene bir grup arkadaşla aramızda tartıştık. Bazıları bu gecede kaza namazları, tespih namazları kılmak gerekir, dediler. En büyük ibadet olarak bunu gördüler. Elbette bu ibadetlerin büyüklüğünü ve önemini inkâr edemeyiz. Bu ibadetler diğer kandil geceleri için tavsiye edilebilir ama bu gece Mevlid kandili olması dolayısıyla başka bir hususiyete sahiptir. Bu gecede merkezde peygamberimizin (s.a.s) olduğu etkinlikler daha bir anlamlı ve yerinde olur, bu sayede gece adına ve amacına uygun olarak ihya edilmiş sayılabilir.Onun için ben de âcizane bir görüş olarak bu gecede en büyük ibadetin peygamberimize (s.a.s) çokça salâvat getirmek olduğunu belirttim. İnternette de bir salâvat kampanyasına aboneydim. Her hafta arkadaş ve dost çevremle birlikte belli bir sayıda salâvatı da çekiyorduk. İlgili siteye de bunların sayısını toplayıp ben yazıyordum. Yine Mevlid kandili gecesi münasebetiyle arkadaş ve dost çevresinden böyle çekilecek salâvat sayılarını toplayıp ilgili internet sitesine yazdım. Gece boyunca da üzerime düşen salâvatları çekip bitirdim. Sonra uyudum. Gece düşümde senelerce evvel bitirmiş olduğum üniversiteyi gördüm. Bir gönül ehli hocamız vardı. Tasavvuf yolundaydı. Şimdi rahmetli oldu. Hocanın rahmetli babasının da o yolda olduğunu kitaplarda okumuştum. Bana bir şeyleri müjdelemek istiyor ama açıkça anlatamıyordu. Sadece şahsıma övgü dolu sözler söylüyordu. Sonra bana dedi ki: "Sen burada ne zamandan beri öğrencisin?" Ben 1987 yılından beri burada öğrenciyim efendim, diye yanıt verdim. Gerçekten üniversiteye bu tarihte girmiştim. Telefon beni teheccüt namazına uyandırmak için çalmaya başladı. Uyandım. Dilimde 1987 tarihi vardı. Onu gayri ihtiyari olarak mırıldanmaya başladım: 1987, 1987… İçimden bu bir işaret ama ne olsa gerek diye geçirdim. Hak rüyaları tadı, kokusu, rengi ile çok iyi tanırım. Çünkü Allah"a şükür binlerce kez nasip oldu. Abdestimi alıp geldiğimde telefonumun e-mail adresine gayr-i ihtiyari baktım. Salâvat kampanyasını kabul eden site salâvatları yazdıktan sonra işlem olarak kabul edildiğini belirten bir mesaj yollamaktaydı. Ben yine gayr-i ihtiyari o mesajı açtığımda "protokol no:1987" ile karşılaştım. Bu protokol no"nun her salâvat başvurusunda değiştiğini ilgili sitenin önceki mesajlarını yoklayınca anladım. Rüyam gerçekten ilginç bir vaka ile başka bir boyut kazanmıştı. Gece boyunca salâvat çekerken bu geceyi kaza namazları ve tespih namazları ile süslemek isteyenlere itiraz olarak farklı bir görüş belirtmiştim. Bu yüzden biraz içim burkuktu. Zira dünyada en büyük ibadet namaz kılmaktır. Ondan daha büyük bir ibadet olamazdı. Elbette orta yolu bulmak, işte hem kaza namazlarını, tespih namazlarınızı kılın ama salâvatı da unutmayın demek daha tehlikesiz ve kimseye zararı olmayan bir yaklaşımdı. Beni de vebal altına koymazdı. Neden bu şekilde konuya yaklaşmadım diye içimde bir sıkıntı yaşamıştım. Ama nedense, gayri ihtiyari olarak, çok iddialı bir şekilde bu gece yapılacak salâvatlara çok büyük sevapların, manevi hediyelerin verileceği üzerinde özellikle durmuştum. Bu yüzden onları hiçbir ibadetin geçemeyeceğini belirtmiştim. Bazen insanın böyle inatçılık damarı tutuveriyor. Biraz da, acaba hata mı yaptım, diye bir kuşku arkadaşlardan ayrıldıktan sonra Mevlid gecesi, tüm gece boyunca içimi kemirmişti. Ben bu rüyayı ve arkasında vuku bulan bu hadiseyi içimdeki kuşkuyu izale eden ve bu konuda isabetli bir kararı savunduğuma dair bir işaret olarak değerlendirdim. Tabii yine de en doğrusunu yüce Allah (c.c.) bilir. Rüya şunu demek istiyordu âcizane kanaatimce: İnsanın öğrenim hayatında en güçlü devresi üniversitedir. Yani salâvat okuma için seçilen zaman, Mevlid kandili gecesi, üniversite hayatın kadar güçlü ve yerinde. Bu oradaki bir hocanın iltifatına mazhar oldu. İlgili hocanın adı da peygamberimizin bir güzel ismine işaretti. 1987 yılından beri orada okumam ise çekilen salâvata verilen ecrin büyüklüğüne işaretti Allahu a"lem. Elbette rüyalara fazla takılmamak gerekir. Mevlid kandilinde niçin salâvatların büyük bir yeri ve önemi vardır? Çünkü Mevlid kandili dolayısıyla peygamberimizin ruhları gelen kutlamaları almaktadır. Allah"ın rahmeti bu gece o taraftan ümmeti kucaklamaktadır. Her şeyin bir vakti vardır. Örneğin oruç tutmak büyük sevap kazandırır. Ama dini bayram günlerinde oruç tutmak harama yakın bir şekilde mekruhtur. Tabii bu sözlerimiz Mevlid kandilinde kaza namazlarına, nafile namazlarına önem verilmesin veya bunlar hiç kılınmasın anlamı taşımamalıdır. Elbette kış geceleri uzundur. Bunlara da yer vermek Mevlid kandilini güzelleştirir. Ona ilahi rahmeti de katar. Ama aşkla şevkle çekilecek salâvatlar bu gecenin gereğine ve anlamına uygun bir şekilde ihya edilmesine vesile olacaktır. Bunu vurgulamak istiyoruz. Mevlid kandilinin ayırıcı özelliği salâvatların çokça çekilmesi iledir.Salâvat peygamberimize selam ve dua temennisinde bulunmaktır. İnsan bu gecede tüm samimiyeti ile çokça salâvat çekmelidir. Zira pek çok hadisi-i şerifin ifadesiyle biliyoruz ki, peygamberimiz (s.a.s) mübarek kabirlerinde her salâvatı alıyor ve mukabelede bulunuyor. Salâvatla görünüşte peygamberimize selam ve dua temennisinde bulunuyoruz ama hakikatte peygamberimiz (s.a.s) salâvat getirene selam ve duada bulunmaktadır. Her Müslüman peygamberimizin bu selam ve duasına muhtaçtır. Onun şefaati olmadan ümmetinden hiçbir ferdin cehennem azabından kurtulacağına ve cennete de gireceğine inanamıyorum. Bir insan herhangi bir ibadetin sevabını ölmüş veya diri birisine hediye edebilir. Dinimiz, hususiyle mezhebimiz buna müsaade vermektedir.Mevlid kandilinde sevabını peygamberimize (s.a.s) hediye etmek niyeti ile her türlü ibadet yapılabilir ve bu bence çok da yerindedir: Namaz kılmak, kurban kesmek, ertesi gününü oruçla geçirmek, sadaka vermek, zikir çekmek vb. ibadetler, peygamberimizin ruhuna hediye etmek niyeti ile yapılabilir. Bu hediyeler peygambere olursa hiç karşılıksız kalır mı? Zira Hz. Peygamberimiz (s.a.s) yaşarlarken de hediyeye hediye ile karşılık verirlerdi. Bu konuda hiç altta kalmazlardı. Ölünce mübarek kabirlerinde de, ruhani hayatlarında da aynı âdeti devam ettirmeleri pek tabiidir. Doğum günlerinde insanlara hediyeler alıp veriyoruz da peygamberimizin (s.a.s) doğum gününde neden ona bir ibadetle hediyede bulunmuyoruz?Gerçi onun ümmetinden gelmiş geçmiş, hazırdaki ve kıyamete kadarki her bir ferdin yaptığı her bir ibadetin bir misli sevabı Hz. Peygamberimize (s.a.s) yazılmaktadır. Ama ona hediye ile yapılan ibadetin değeri bir başkadır. Bu Allahu a"lem peygambere ayrıca bildirilmekte ve peygamberce ona özel bir karşılık da verilmektedir. Hediye, sevilene verilir ve bir sevgi gösterisidir. Peygamberi (s.a.s) Mevlid kandilinde bundan mahrum bırakmak onun sevgisine nail olamamak demektir. Mevlid kandili gecesi peygamberimizin hayatını tefekkür de ihmal edilmemeli ve onun şanına işaret eden ayetlerin de üzerinde düşünmek gerekir: "O peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır… (Ahzab suresi, 6)""And olsun, size kendi içinizde öyle bir Resul geldi ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, müminlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir. (Tevbe suresi, 128)""And olsun ki, sizden Allah"a ve ahret gününe kavuşacağını umanlar ve Allah"ı çok zikredenler için Resulullah"ta üsve-i hasene (en güzel örnek) vardır. (Ahzab suresi, 21).""(Ey Resulüm!) Muhakkak ki senin için tükenmeyen bir mükâfat vardır. Şüphesiz sen büyük bir ahlak üzeresin. (Kalem suresi, 3-4).""De ki: Allah"ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder. (Al-i İmran suresi, 31) "Allah (c.c.), cümlemizi peygamberimizin (s.a.s) şefaatlerine nail eylesin. Bizelere Hz. Peygamberimizin (s.a.s) Mevlid kandilini anlamına ve kadrine uygun olarak kutlamayı nasip ve müyesser eylesin. Amin. Muhsin İyi

Bu habere yorum yazın:

Ad Soyad:
Email:
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde medya73.com sitesinin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.

Güncel Haberleri

  • 2019 Üç Aylar ne zaman başlıyor2019 Üç Aylar ne zaman başlıyor

    Regaip, Miraç ve Berat kandilleri ile Kadir Gecesi'ni de içinde barındıran Üç Aylar 2019 ne zaman başlıyor? İşte Müslüman Aleminin en önemli zaman dilimlerinden üç aylar başlangıcı 2019 ve üç aylar hakkında

    30.12.2018 19:07
  • Üç Aylar 2019 ne zaman başlıyorÜç Aylar 2019 ne zaman başlıyor

    İslam alemi için büyük önem taşıyan üç aylar nedir ve üç aylar ne zaman başlıyor? İşte üç aylar 2019 bu yıl hangi tarihte başlıyor yani üç aylar başlangıcı 2019 ve üç aylar hakkında bilgi...

    30.12.2018 19:03
  • Hangi ilde ramazan bayramı namazı saat kaçta 2018Hangi ilde ramazan bayramı namazı saat kaçta 2018

    15 Haziran 2018 Cuma Ramazan bayramının ilk günü. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından il il Ramazan bayramı namaz saatleri 2018 açıklandı. İşte illere göre 2018 ramazan bayramı namazı vakitleri...

    17.01.2018 14:22
  • e-Okul VBS girişi 2018 ve sınav sonuç ekranı!e-Okul VBS girişi 2018 ve sınav sonuç ekranı!

    E okul'da karne notları ve Takdir teşekkür hesaplama heyecanı yaşanıyor. 2018 E okul son yazılı notları, Eokul karne notları ve E okul taktir teşekkür hesaplama sistemi bu sayfada. İşte E okul veli bilgilendirme

    01.01.2018 14:32

Video Galeri

Öne Çıkan Haberler

  • Milli piyango sonuçları sorgula 2016 (www.mpi.gov.tr)Milli piyango sonuçları sorgula 2016Pek çok insanın hayallerini süsleyen 2016 Milli Piyango Yılbaşı çekilişi yapıldı. Milli Piyango Yılbaşı Çekilişi yapıldı ve
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan, şehit cenazesine katıldıCumhurbaşkanı Erdoğan, şehitHakkari'nin Şemdinli ilçesinde PKK'lı teröristler ile çıkan çatışmada şehit olan Özel Harekatçı Komiser Ahmet Çamurun (45)
  • Yüksekova İlçe Jandarma Komutanlığı'na roketli saldırıYüksekova İlçe JandarmaHakkari'nin Yüksekova ilçesinde akşam saatlerinde iki ayrı bölgede meydana gelen patlamanın ardından PKK'lılar, İlçe Jandarma
  • Bahçeli: Türkiye'nin 3 sorunu var Erdoğan, PKK, satılmış medya ve kalemlerBahçeli: Türkiye'nin 3 sorunu varMHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiyenin şu anda belirgin üç ana sorununun bulunduğunu açıkladı. Bahçeli, “Bunlardan birincisi
  • STK"lardan çözüm toplantısıSTKlardan çözüm toplantısıİstanbul'da bir araya gelen STK temsilcileri, Kürt meselesinin, silah bırakma meselesine indirgenmesinin yanlış olduğuna dikkat çekerek,

Son Eklenenler